Yazılarımız

KORKULARIMIZI YENEREK YAŞAYABİLMEK

Psk. Danışman Esra Şengül

Korku; insanlık tarihi kadar eski bir duygudur. Korkunun psikolojik açıdan tanımı; bir belirsizlik karşısında tehdit algısı ile tetiklenen rahatsız edici ve olumsuz bir duygusal tepkidir. Bu tepki düşünce bazında ve kontrol altında tutulabildiği gibi, coşku, beniz sararması, ağız kuruması, boğazda düğümlenme, yüzde kızarma, boğulma hissi, karın ağrısı, terleme, baş dönmesi, kusma, sıcak ya da soğuk basması, kalp- solunum hızlanması, titreme gibi belirtilerle daha karmaşık fizyolojik değişimlerle de kendini gösterebilir. Hayatta her insanın korkuları vardır. Önemli olan bu korkuları kontrol altında tutabilmek ve bunların farkına varabilmektir.

Peki en çok neden korkarız? Her insanın korkuları kendi çocukluk döneminde yaşadığı ya da tanık olduğu olumsuz olaylar, genetik faktörler, psikolojik travmalar ve yetiştirilme şekline göre şekillenir. En çok karşılaştığımız korkuları; başarısızlık, terk edilmek, onaylanmamak, yalnız kalmak, yakın ilişki kurmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, aldatılmak, topluluk önünde konuşmak, deprem, ölüm, bir yakınını kaybetmek, ölümcül bir hastalığa yakalanmak, uçağa binmek ve yüksekten korkmak olarak sayabiliriz. Bu korkuların belirli seviyede olması gayet doğaldır. Ancak korkunun seviyesi önemlidir. Kişinin günlük yaşantısını olumsuz yönde etkiliyor ve performansını azaltıyorsa burada kişinin profesyonel destek (psikiyatri ya da psikoterapi) alması gerekir.

Korku, kontrol edilebilir derecedeyse bunu başarmak için belli başlı bazı önlemler alınabilir. İlk önce ve olmazsa olması, kişinin hissettiği korkunun farkında olması gerektiğidir. Bu çok önemlidir. Çünkü farkındalık olmazsa, o durumun düzeltilmesi de imkansız hale gelir. Farkındalıktan sonra bu korkunun kaynağını bulmak gerekir. İlk önce nerede bu olumsuz hisse yakalanmış olabilir? Örneğin evlilikten ve evlilikte mutsuz olmaktan korkan birini ele alalım. Bu kişinin yaşamına baktığımızda kendi anne babasının evliliğinin mutsuz olduğunu görebiliriz. Örneğin babası annesini aldatmıştır, fiziksel ve sözel şiddet uygulamıştır ve sevgi göstermemiştir. Küçük yaştan beri bunlara tanık olarak yaşamını sürdüren kişi için evlilik eşittir mutsuzluk anlamına gelecektir. İleriki yaşamında karşısına duygusal ve mantık olarak anlaşabileceği kişiler çıksa bile aklında “acaba evlenirsem mutsuz olur muyum, sorunlar yaşar mıyım” gibi endişe ve korkular gelebilir.

Korkunun kaynağını bulduktan sonra, sırada korkuyu tetikleyen (artıran) faktörleri bulmak gelir. Ne olduğunda kişi, korku hissetmektedir? Örneğin, belli şartlar altında bazı kişiler korku ile reaksiyon verirken bazıları vermemektedir. Mesela, kapalı alanlarda korku ve panik yaşayan birisi asansöre binmekten kaçınabilmektedir. Bunun sebebi daha önce asansörde kalmış olması olabilir. Asansörde kaldığı günden beri bir daha asansöre binemez hale gelmiştir. Bu kişi MR cihazına da girmekten kaçınabilir. Çünkü MR cihazı ona asansörü çağrıştırmaktadır ve aynı olumsuz hisleri hissettirir.

Korkunun kaynağı bulunduktan sonra, korku ile ilgili kişinin aklına gelen olumsuz düşünce bulunması gerekir; tehlikedeyim, güvende değilim, aklımı kaçıracağım, kendimi kontrol edemem vs gibi. Bu olumsuz düşünce fark edildiğinde kişi genelleme yaptığının farkına varıp kendine şans vererek korkusunun üzerine gitmeyi seçerse korkunun aslında kontrol edilebilir birşey olduğunu anlayacak ve onu yenebilecektir. Burada cesaretli olmak önemlidir. Ayrıca korku ile ilgili en kötü senaryoyu zihninde resmederek de korkuyla yüzleşebilir. Örneğin, asansöre binersem en kötü ne olabilir? Sorusuna cevaben kişinin vereceği muhtemel cevap; “bayılabilirim ya da nefes alamam” şeklinde olacaktır. Ne var ki, asansöre binen birisi mutlaka nefes alacaktır nefes almamak gibi bir durum söz konusu değildir. Ya da bayılma ihtimaline karşı, kişi bayılsa bile tekrar ayılabilecektir, tekrar kendine gelecektir.

Korku uyandıran durumu aşamalı olarak da ele almak kişiyi başarıya ulaştırabilecek bir diğer etkendir. Mücadeleye en az korku/sıkıntı uyandıran durumdan başlanıp, giderek daha korkutucu olana doğru ilerlenebilir. İlk denemelerde sıkıntı olabileceği ve bu durumdan kurtulmanın yolunun ancak yüzleşerek ortadan kalkabileceği ihtimali unutulmamalıdır.

Bir diğer korku ile baş etme yöntemi, olumlu düşüncedir. Yapılan birçok bilimsel araştırmalarda, olumlu düşünen insanların olumsuz düşünen insanlara oranla hayatlarında daha mutlu oldukları, yaşamdan zevk aldıkları ve korkularını kontrol altında tutabildikleri tespit edilmiştir. Aslında kişiyi mutlu ya da mutsuz yapan şey, yaşadıkları değil yaşadıklarına yüklediği anlamlardır. Çevremizde birçok olumsuzluklar yaşayıp halen tebessümle bakabilen, mutlu, başarılı insanlar görürürüz. Bu kişiler herşeye rağmen hayattan zevk alabilmektedirler. Yaşadıkları olumsuzlukları tecrübe olarak nitelendirip geleceğe güvenle ve umutla bakabilmektedirler.

Olumlu düşünebilmenin en büyük yolu kişinin kendine olumlu telkinler yapmasıdır. Aklımızdan olumlu düşünceler geçirdiğimizde vücudumuz da olumlu fizyolojik tepkiler verir. Mesela güzel bir hayal kurduğumuzda beynimiz mutluluk hormonu salgılar, gevşemiş ve rahat hissederiz. Beynimiz, gerçek ile hayali ayırt edemez. Hayal kurarken de gerçekten yaşıyormuş gibi aynı duyguları ve fizyolojik tepkileri hissederiz.

Unutulmamalıdır ki; şiddetli korku, panik, baygınlık hissi varsa, kişi kendine ve çevresine zarar verebileceği endişesini taşıyorsa, sık sık ölüm düşünceleri ile beraber yaşama karşı isteksizlik oluşmuşsa, bu şikayetlerden dolayı alkol ya da sigara kullanımı başladıysa, hayattan zevk alamama, uyku bozukluğu, ağrı, sızı gibi psikosomatik şikayetler varsa bir uzmana başvurmak gerekir. Aksi takdirde bu durum kişinin sosyal, aile ve iş yaşantısını olumsuz etkilemeye başlayabilir.